Merhabalar 🕊
Atatürk ile ilgili rüyaları pek çoğumuz görüyoruz. Bu rüyalarımızın önemli olduğunu düşünüyorum. Ve bu önem, hem Anadolu için, hem dünya için gittikçe artıyor. İlahi sistem tekamül yolculuğumuzda bizlere yol göstermek için böyle rüyalar vesilesiyle bizimle irtibat kurmuş oluyor. Bizlerden, sevgi, saygı, empati, vicdan gibi değerlerden ayrılmadan doğru seçimlerde bulunmamızı bekliyor. Bu beklentiyi burada birlikte karşılamak amacıyla böyle bir konu açmak istedim. Her birimizin Atatürk ile ilgili gördüğü rüyaları burada anlatıp, birlikte üzerinde düşünüp, yorumlamaya çalışıp, elimizden geldiğince ortak sonuçlara varmak güzel olur diye düşünüyorum. Yaşamdaki zorluklarımızda kolaylık sağlar diye düşünüyorum. 🙏
Şu ilk rüyayla başlayayım; Bir kaç gün gördüm. Rüyamda Atatürk meclisteydi. Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllar diye hissediyorum. Kendi makamındaydı, bir duvarın önünde ayakta duruyor. Siyah takım elbise giymiş, sanırım smokindi. Normalden daha zayıf ve boyu kısaydı. Saçları taranmış çok şık ve karizmatikti. Elinde ahşap bir müzik kutusu veya ahşap bir radyo vardı, sözsüz güzel bir müzik çalıyordu. Duvarda da gömme kasa veya dolap vardı. Müzik kutusunu biraz sert bir şekilde çat diye kapattı, kutunun kapanma sesi de kulağımda ( ben bu dönemde biraz müziği çok dinliyorum, bazı şeyleri ihmal ediyorum, malesef disiplinimi sağlayamıyorum) biraz bununla ilgili de olabilir ama verilen mesajı herkesle paylaşmak istedim. Yani bu hepimize güzel bir mesaj olabilir diye düşündüm; Sert kapattı derken kararlılık anlamında sertlik. Bir şey söylemedi müzik kutusunu kapatırken ama verilen his; bir âmir olarak emreder gibi, kararlılıkla, çatık kaşla, hem birilerine, hem bana “Hedefiniz Akdenizdir İleri ! ” der gibi bir emir hissi… dünyaya, maddeye bu kadar yaklaşmayın artık. Artık önemli işlere yönelme vakti. Artık daha önemli işlerimiz var der gibiydi. Bu kadar müzik yeter artık işimize bakalım der gibiydi, bizlerin artık onu dinlemekten başka bir çaresi yokmuş gibi bir emir.. ve çok yükseklerden gelen bir emir gibi… Sonra kutuyu duvardaki kasaya koydu ve kilitledi dolabı. Kilitlenmiş olması da netliği, kararlılığı hissettirdi yine, yani vaktimizi, enerjimizi doğru yerlere kanalize edip, çaba göstermekten başka çaremiz olmadığı konusunda gösterilen kararlılık.
Hayır olsun rüyanız, yaşanan bu sıkıntılar bitecek diye umuyorum 🙏🏼
@hilal-bilgen teşekkür ediyorum..birlik bilinci yükseldikçe hepsi hafifleyecek..🌹
27-28 Temmuz 2025
Rüyamda Mustafa Kemal Atatürk’ü gördüm. Odasında, masasının başında oturuyordu. Üst kısmı çıplaktı. Biraz ağrı ve sızı içindeydi. Sırtına saplanmış büyükçe metal bir vida vardı. Çevresinde ise üç tane daha küçük boyutta vida saplanmıştı.
Sırtını döndü ve benden onları çıkarmamı istedi. “Ya yapamazsam paşam, size zarar verirsem? Yapabilir miyim, bilmiyorum.” dedim. Tedirgindim. Masasında bazı aletler vardı. Onları nasıl kullanmam gerektiğini söyleyerek beni yönlendirdi.
Zorlanarak vidaları çıkardım. Sırtına inanılmaz derecede gömülmüşlerdi. Ellerim titriyor, terliyordu. Yanlış bir şey yaparsam, daha da kötüsü olursa diye korkuyordum. Sonunda vidaları çıkarmayı başarmıştım. Paşa’nın yüzü güldü; rahatlamıştı.
Avucunu uzatıp en büyük vidayı vermemi istedi. Ben de bende kalabilir mi paşam, sizden bir hatıra olarak saklamak isterim dedim. Pek vermek istemedi. Biraz ısrar edince sonunda gülümseyerek başını salladı.
Avucuna çıkardığım üç küçük vidayı koydum. Onları kutusuna koyup çekmeceye bıraktı. Bana, büyük vidayı kaybolmayacak şekilde kapalı bir kutunun içinde saklamamı ve kimsenin görmemesini söyledi. Özellikle üzerine basarak, “Kimse görmesin.” dedi.
“İçiniz rahat olsun paşam.” dedim.
Sonra birlikte, bedensiz bir şekilde, sadece bir enerji olarak gökyüzüne doğru gezintiye çıktık. Tepeden dünya haritasını izliyorduk. Muhteşem görünüyordu; ülkeler, denizler, dağlar… Tüm dünya haritasını Paşa’yla birlikte geziyorduk.
Ülkelerin üzerinde duruyor, o ülke hakkında önemli bilgiler veriyordu. Sonra yolumuza devam ediyorduk. Birden Fransa’yı işaret etti. Fransa ile ilgili birtakım bilgiler verdi. Bazı bilgileri hatırlamıyorum. Bazı ülkeleri ve konuları överek, gülümseyerek ve takdir ederek anlatıyordu. Aynı zamanda büyük uyarılarda bulunuyor, ileride olabilecek şeylerden bahsediyordu.
Almanya, Amerika, İran, Yunanistan ve Çin hakkında ise pek olumlu konuşmalar yapmadı.
Sonra kendimizi tekrar odasında bulduk. Masasının başında oturuyordu. Bana kendi el yazısını gösterdi. Muhteşem bir el yazısı vardı; kusursuzdu. Çok yakışıklı, çok güzel görünüyordu. Bir yıldız gibi, bir ışık gibi parlıyordu yüzü ve gözleri. Öylesine aydınlıktı ki… Hayranlıkla izliyordum.
Işığın her daim bizlerle, Paşam… Huzurla uyu
Rüya diyemem ama Atatürk’ün o Samsuna çıkışı sonrası kalmış olduğu Mıntıka Palas Oteli bilinen adıyla Gazi Müzesine dönüştürülmüş yeri ziyaret ettiğimde oranın enerjisini bedenimde hissetmiştim. Seneler geçmesine rağmen enerjiyi hissetmek beni biraz korkutmuştu. Uzun bir süredir içsel olarak Anıtkabir’e gitmem gerektiğini biliyordum ama neden veya ne amaçla gitmem gerektiğini bilmediğim için sürekli erteliyordum. Bir noktadan sonra benim için dayanılmaz bi hal aldığından dolayı Anıtkabir’e gitmek zorunda kaldım.
İlk gelenlerdendim. Taramadan geçip alana girdiğimde göğsümde inanılmaz bir acı hissetmiş kalp atışlarım da bir hayli artmıştı. Yakınımdaki banka oturup mekana, onun enerjisine ve bedenimin o enerjiye uyumlanması zaman almıştı. Tören alanından Anıtkabir’in karşısına geçtiğimde bedenimde bu sefer soğuk ama sarsıcı bir ürperti ardından da birden fazla duygu seline yakalanmıştım. Hissettiklerim yüzünden bir şeylerin bilgisini ve ağırlığını deneyimlerken fizikselde ağlama isteğim çok fazlaydı. Sığamıyordum. Kendi kendime ” çocuk gibi ağlamak çığlık atmak istiyorum” demiştim. O anda da sol tarafımdan da bir kaç tabur üniformalı askerlerin peyderpey Anıtkabir’in merdivenlerine doğru adımladığını görünce ister istemez toparlandım. Onlarla birlikte yıllar sonra İstiklal Marşını okumak benim için gurur kaynağı olmakla birlikte getirmiş olduğu sorumluluk, fedakarlıklar kelimelerin kifayetsiz kaldığı alanda göz yaşlarım da aktı… Ona her yaklaştığımda kalp atışlarım yoğunlaşıyordu. Diz çöktürtecek türdeydi. Duvarlara dokunma ihtiyacımı dinlediğimde bir nebze olsun rahatlamış halde Atatürk’e iadeyi ziyaretimi yaptığımı bildirerek ona iyi dileklerde bulundum ve dua ettim. Mekandan ayrılırken de benzer deneyimi yaşadım.
Eğer imkanınız ve vaktiniz varsa Atatürk’ü ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Alınan bilgiler zamanında zaten açılacaktır. Akış öncesi yapılan hazırlık gelecek olan bilincin açılmasına, bedene daha rahat olanaklar sağlayacağı kanısındayım.
Rüya diyemem ama Atatürk’ün o Samsuna çıkışı sonrası kalmış olduğu Mıntıka Palas Oteli bilinen adıyla Gazi Müzesine dönüştürülmüş yeri ziyaret ettiğimde oranın enerjisini bedenimde hissetmiştim. Seneler geçmesine rağmen enerjiyi hissetmek beni biraz korkutmuştu. Uzun bir süredir içsel olarak Anıtkabir’e gitmem gerektiğini biliyordum ama neden veya ne amaçla gitmem gerektiğini bilmediğim için sürekli erteliyordum. Bir noktadan sonra benim için dayanılmaz bi hal aldığından dolayı Anıtkabir’e gitmek zorunda kaldım.
İlk gelenlerdendim. Taramadan geçip alana girdiğimde göğsümde inanılmaz bir acı hissetmiş kalp atışlarım da bir hayli artmıştı. Yakınımdaki banka oturup mekana, onun enerjisine ve bedenimin o enerjiye uyumlanması zaman almıştı. Tören alanından Anıtkabir’in karşısına geçtiğimde bedenimde bu sefer soğuk ama sarsıcı bir ürperti ardından da birden fazla duygu seline yakalanmıştım. Hissettiklerim yüzünden bir şeylerin bilgisini ve ağırlığını deneyimlerken fizikselde ağlama isteğim çok fazlaydı. Sığamıyordum. Kendi kendime ” çocuk gibi ağlamak çığlık atmak istiyorum” demiştim. O anda da sol tarafımdan da bir kaç tabur üniformalı askerlerin peyderpey Anıtkabir’in merdivenlerine doğru adımladığını görünce ister istemez toparlandım. Onlarla birlikte yıllar sonra İstiklal Marşını okumak benim için gurur kaynağı olmakla birlikte getirmiş olduğu sorumluluk, fedakarlıklar kelimelerin kifayetsiz kaldığı alanda göz yaşlarım da aktı… Ona her yaklaştığımda kalp atışlarım yoğunlaşıyordu. Diz çöktürtecek türdeydi. Duvarlara dokunma ihtiyacımı dinlediğimde bir nebze olsun rahatlamış halde Atatürk’e iadeyi ziyaretimi yaptığımı bildirerek ona iyi dileklerde bulundum ve dua ettim. Mekandan ayrılırken de benzer deneyimi yaşadım.
Eğer imkanınız ve vaktiniz varsa Atatürk’ü ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Alınan bilgiler zamanında zaten açılacaktır. Akış öncesi yapılan hazırlık gelecek olan bilincin açılmasına, bedene daha rahat olanaklar sağlayacağı kanısındayım.
Rüya diyemem ama Atatürk’ün o Samsuna çıkışı sonrası kalmış olduğu Mıntıka Palas Oteli bilinen adıyla Gazi Müzesine dönüştürülmüş yeri ziyaret ettiğimde oranın enerjisini bedenimde hissetmiştim. Seneler geçmesine rağmen enerjiyi hissetmek beni biraz korkutmuştu. Uzun bir süredir içsel olarak Anıtkabir’e gitmem gerektiğini biliyordum ama neden veya ne amaçla gitmem gerektiğini bilmediğim için sürekli erteliyordum. Bir noktadan sonra benim için dayanılmaz bi hal aldığından dolayı Anıtkabir’e gitmek zorunda kaldım.
İlk gelenlerdendim. Taramadan geçip alana girdiğimde göğsümde inanılmaz bir acı hissetmiş kalp atışlarım da bir hayli artmıştı. Yakınımdaki banka oturup mekana, onun enerjisine ve bedenimin o enerjiye uyumlanması zaman almıştı. Tören alanından Anıtkabir’in karşısına geçtiğimde bedenimde bu sefer soğuk ama sarsıcı bir ürperti ardından da birden fazla duygu seline yakalanmıştım. Hissettiklerim yüzünden bir şeylerin bilgisini ve ağırlığını deneyimlerken fizikselde ağlama isteğim çok fazlaydı. Sığamıyordum. Kendi kendime ” çocuk gibi ağlamak çığlık atmak istiyorum” demiştim. O anda da sol tarafımdan da bir kaç tabur üniformalı askerlerin peyderpey Anıtkabir’in merdivenlerine doğru adımladığını görünce ister istemez toparlandım. Onlarla birlikte yıllar sonra İstiklal Marşını okumak benim için gurur kaynağı olmakla birlikte getirmiş olduğu sorumluluk, fedakarlıklar kelimelerin kifayetsiz kaldığı alanda göz yaşlarım da aktı… Ona her yaklaştığımda kalp atışlarım yoğunlaşıyordu. Diz çöktürtecek türdeydi. Duvarlara dokunma ihtiyacımı dinlediğimde bir nebze olsun rahatlamış halde Atatürk’e iadeyi ziyaretimi yaptığımı bildirerek ona iyi dileklerde bulundum ve dua ettim. Mekandan ayrılırken de benzer deneyimi yaşadım.
Eğer imkanınız ve vaktiniz varsa Atatürk’ü ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Alınan bilgiler zamanında zaten açılacaktır. Akış öncesi yapılan hazırlık gelecek olan bilincin açılmasına, bedene daha rahat olanaklar sağlayacağı kanısındayım.
Herkese selamlar umarım iyisinizdir.
Yakın zamanda kendimi ve görevimi hatırlatmada aracı olan bir Youtube kanalını sizlere paylaşmak istiyorum.
İnstagram ve Youtube hesabı;
Kozmik Uyanış Dünya Okulu / Seçil Ece Yılmaz
Size de katkı sağlayacağını umuyorum. 🙂
